Tarlakuşu ile Yavruları (Masal)

İlkbaharın başlangıcında bütün kuşlar yumurtalarının üzerine oturup yavru çıkartırlarken, bir tarlakuşu vaktini zevk ve eğlenceyle geçirmiş. Bu en önemli görevini hatırlamak bile istememiş. Fakat, yazın ortalarına doğru aklı başına gelmiş. Telaşla yumurtlamış ve mevsim geçmeden yavrularının çıkmaları için Allaha dua etmeye başlamış.

Endişe ve üzüntüyle geçen günlerden sonra yavrular birer birer yumurtalardan çıkmışlar. Sararmaya başlayan buğday saplarının arasında neşeli çığlıklar atmaya başlamışlar.

Yavrular biraz büyüyünce, anne tarlakuşu yavaş yavaş onları yalnız bırakmaya başlamış. Tarlalarda ve bahçelerde dolaşarak, yavrularına yiyecek aramış.

Yaz mevsiminin sona ermek üzere olduğunu gören anne tarlakuşu, bir sabah yuvasından ayrılırken, yavrularına:

-Tarlaya gelip gidenlerin konuşmalarına dikkat edin! Diye tembih etmiş. Döndüğüm zaman bana anlatırsınız.

O gün, tarlanın sahibiyle oğlu gelmişler. İhtiyar adam buğdayları dikkatle gözden geçirdikten sonra oğluna:

-Buğdaylar olgunlaşmış, demiş. Bu akşam, köydeki dostlarımıza git de, yarın sabah ekinleri biçmek için yardımımıza gelmelerini rica et! Mevsim geçiyor... Ekinler bozulmasın...

Bu konuşmadan sora baba ile oğul tarladan uzaklaşmışlar.

Akşama doğru yuvasına dönen anne tarlakuşunu yavruları büyük bir heyecanla karşılamışlar. O gün işittiklerini bir kelime dahi unutmadan anlatmışlar.

Anne tarlakuşu, bütün gün uğraşıp, topladığı yiyecekleri yavrularına yedirdikten sonra, sakin bir sesle:

-Şimdilik üzülecek hiçbir şey yok! Demiş. Daha birkaç gün burada yaşayabiliriz. Yalnız siz, tarlaya gidip gelenlerin konuşmalarını dikkatle dinlemeyi ihmal etmeyin. Bir tek kelimenin bile benim için önemi büyüktür...

Ertesi sabah, anne tarlakuşu yine yuvasından ayrılmış. Yiyecek bulmak için, uzaklara doğru kanat çırpmış. Akşam olurken yuvasına döndüğü zaman, yavrularını bir gün önceki gibi büyük bir heyecan içinde bulmuş. İçlerinden en akıllı olanı, o günkü olayı şöylece anlatmış:

-Bugün de aynı iki adam geldi anneciğim! Buğdaylara baktılar. İhtiyar olanı, genç olana: “Biçme zamanı geçiyor, dedi. Köydeki dostlarımız, ricamıza aldırış etmediler. Yardıma gelmediler. Bu akşam akrabalarımıza git. Yarın sabah, tırpanlarını alıp yardıma gelmelerini rica et.

Anne tarlakuşu, sakin bir sesle:

-Şimdilik üzülecek hiçbir şey yok yavrularım, demiş. Yarını da rahat rahat yuvamızda geçirebiliriz. Sözlerimi unutmayın! Yarın tarlaya yine gelecek olurlarsa, konuşmalarına dikkat edin. Akşama bana anlatırsınız.

Ertesi sabah anne tarlakuşu yine yuvasından ayrılmış. Birkaç saat sonra çiftçiyle oğlu gelmiş. Tekrar buğdayları gözden geçirmişler. İhtiyar adam, oğluna:

-Akrabalarımız da yardıma gelmedi, demiş. Yarın sabah annenle kardeşini de yanımıza alıp, erkenden buraya gelelim. Gücümüz yettiği kadar çalışırız. Artık biçme işini ne zaman bitirirsek, bahtımıza... Daha çok gecikmeyelim... Buğdaylar bozulacak...

Anne tarlakaşu, akşam yuvasına dönünce, yavrular onu yine heyecanla karşılamışlar. O gün işittiklerini bir kelime dahi unutmadan anlatmışlar. Anne tarlakuşu, büyük bir üzüntüyle:

-Yavrularım!.. demiş. Artık kendimize yuva yapacak başka bir yer arama zamanı geldi.

Bu sözlerden sonra, havanın kararmış olmasına aldırış etmeden, hep beraber uzaklara göçetmişler.

“Bir iş yaparken kendinden başkasına güvenme.”

Jean de La Fontaine