Padişaha Selamımı Söyleyin (Fıkra)

Osmanlı’nın son yıllarıdır. Savaşlar birbirine eklenmekte, devamlı toprak ve insan kayıpları yaşanmaktadır. İşte o yıllarda köylünün birinin beş oğlu olmuş. Evlatlar 18-20 yaşlarına ulaştıkça, -görevleri gereği muhtar ve imamın ilgili şubeye rapor etmelerini müteakip- kısa zamanda jandarmalar gelir, yaşı tutanı ‘şu savaş var bu savaş var...’ diye hemen askere götürürlermiş. İlk dördünde aynı sahneler tekerrür etmiş. Ve maalesef, her gidenin arkasından da fazla zaman geçmeden ‘Şehadet İlamı’ gelirmiş.
Beşinci oğul da askerlik yaşına ulaşınca, köylü bir sabah yine jandarmayı kapısında görür. Tahmin etmiştir ama yine de sorar:
“Buyurun, bir durum mu var?” Jandarma;
“Senin Osman’ı askere celp etmek için gelmiştik.” Köylü;
“Sizi kim gönderdi?” Jandarma;
“Biz Pay-i Taht İstanbul’daki Padişahımız Hazretleri’ni temsilen buradayız!”
Köylü burnundan solumaktadır, canına tak etmiştir, ne olacaksa olsun, artık diklenme ve son oğlunu teslim etmeme niyetindedir:
“Siz gidin, o İstanbul’daki Padişaha benim selamımı söyleyin ‘oğlunu da vermedi deyin!’ Bir de deyin ki: ‘Benim belime (sulbüme) güvenip de ona buna savaş ilan edip durmasın!’”