Oduncu Keloğlan (Masal)

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, Keloğlan’la ve bir anası varmış. Keloğlan gündeliklerinden biriktirdiği para ile bir eşek almış.
Bir gün annesine bir tavuk kestirmiş, bazlama yaptırmış. Sabahleyin baltayı omuza, eşeğin ipini de eline almış, dağdan odun etmek için yola çıkmış.
Köye yarım saat mesafede bir değirmen varmış. Bu değirmene varmış, bir az dinlenmek için yatmış. Yatar yatmaz bir güzel uyumuş.
Kalktığında bir de bakmış ki, ikindi vakti olmuş, odun filan kesmeden eve gelmiş. Anası, eli boş geldiğini görünce:
— Oğul hani odun? Diye sormuş.
Keloğlan da:

— Anacığım, kestim biriktirdim, yarın getireceğim, demiş. Keloğlan, sonraki gün anasına gene bir tavuk kestirmiş, bazlama yaptırmış. Dağdan odun kesmek için yola çıkmış. Yoldaki dönmeyen değirmene uğramış, bir az dinlenmek için yatmış, ikindiüstü uyanmış, yine odun falan kesmeden eve dönmüş.

Anası sormuş:
— Oğul odun nerede? Demiş.
Keloğlan:
— Hazır ettim, yarın hepsini birden getireceğim, cevabını vermiş.
Üçüncü gün zorla anasına bir tavuk daha kestirmiş, bazlama yaptırmış, torbaya doldurarak dağın yolunu tutmuş. Değirmenin yanına geldiği zaman:
— Şeytan beni bastırma! Oduna gideceğim, diyerek yolun devam etmiş, ormana gelmiş.
Ormanda bir aslanla bir kaplan varmış. Bunlar üç senedir kavga ederlermiş.
Aslan oduncuya yaklaşarak:
— Keloğlan, elindeki baltayı birimizden birimize vur da öldür, bari birimiz ölürüz de sağ kalan rahat eder, demiş.
Keloğlan bunu kabul etmiş. Bir vuruşta kaplanı öldürmüş.
Aslan buna çok memnun olmuş. Keloğlan’ı babasının yanına götürmüş. Aslan babasının bir tanecik oğlu imiş. Aslanın babası, oğlunu kurtardığı için, Keloğlan’ı çok sevmiş, ona bir kutu vermiş;
— Açıl kutum, kapan kutum! Dediğin zaman içinden askerler çıkar, ne işin varsa onlara gördürürsün, demiş.
Keloğlan kutuyu almış, ormana dalmış. Bir ağacın dibine oturarak cebinden kutuyu çıkarmış:
— Açıl kutum, kapan kutum! Demiş.

Kutu açılarak içinden yüz adamla kırk merkep çıkmış. Bu adamların bir kısmı odun kesmiş, bir kısmı sarmış, bir kısmı da merkeplere yükleyerek yola çıkarmış. Odunlar eve götürülmüş, adamlar kapının önüne yığmışlar, ortadan kaybolmuşlar.

Keloğlan’ın annesi yığınlarla odunu görünce, kıyameti koparmış:
— Oğul, bu kadar odunu ben ne yapayım?
Bunları al götür, ne yaparsan yap! Demiş.
Keloğlan, hemen cebinden kutuyu çıkarmış:

— Açıl kutum, kapan kutum! Demiş. Adamlar çıkarak odunların bir kısmiyle büyük bir koru yapmışlar. Geri kalan odunlarla sabaha kadar birde saray çıkarmışlar. Bir gün Keloğlanlara bir kocakarı misafir gelmiş. Gece herkes yattıktan sonra yukarı çıkmış, kutuyu almış, kaçmış. Keloğlan’ın Sarayı’nı yıktırmış.

Zavallı Kel, sabahleyin kalkınca kendisini çayırların üzerinde bulmuş, ağlamağa başlamış. Bir kedisi ile bir köpeği varmış. Bunlar efendilerinin ağladığını görünce:
— Ağa sen ağlama; biz kutuyu bulur getiririz, demişler.
Kedi ile köpek, ikisi birden kocakarının evine gitmişler. Kedi bir fare bulmuş, sirkeye batırarak koca karının burnuna sürmüş. Kocakarı bundan korkmuş, kaçmış.
Bu sırada köpek de kutuyu çalmış, koşa koşa ağalarının yanına gelmişler.
Keloğlan kedi ile köpeğe kuzular kestirmiş, hediyeler vermiş. Tekrar saray yaptırarak misafir kabul etmeden yaşamaya başlamış, akıllı bir ağa olmuş...