Meşe ile Kamış (Masal)

Meşe, der ki kamışa:
-Hakkınız var, siteme. Düşünmemiş yaradan,
Biraz olsun sizleri.
Görünüyor açıkça.
Bakın, cılız melteme!
Başınızı eğdirir,
Islak kuma değdirir.
Sırtınıza konunca, Tarla kuşu yük olur;
Derdiniz, büyük olur.
Bir dağ gibi,
Dayanırım her zora;
Poyraz denen bir deli, Yaprağımda tanyeli.
Haddine mi? bir boran,

Kımıldatsın dalımı! Düşkünleri korumak, Bizde, eski bir âdet. Barınmanız gölgemde, Sizin için saadet!

Bir huzura yabancı, Yağmur, çamur her şeye; Mahkûm olmak, ne acı!
Kamış, der ki meşeye:
-Acımanız, pek yersiz.
Çünkü bora, kar, tipi, Bizim için, değersiz.
Topraklara serilmek,
Vermez asla eziyet,
Alçak gönüllülük ile eğilmek; Aksine, bir meziyet!
O sırada, çıkar,
Bir fırtına, bir boran!
Kamış, ince bir eda,
Vererek ses tonuna:
-Bırakalım konuşmayı, Biz boranın sonuna. Dört taraftan eser yel, Birbiriyle yarışır!
Dağlar, taşlar kararır; Engin ufuk karışır!
Toz, dumanın içinde,
Kapanırken gözleri,
Meşe ile kamışın işitilmez sözleri.
Canlı, cansız ne varsa,
Her biri bir köşeye,
Sığınırlar son anda.
Sendeleyen meşenin, direnmesi boşuna;
Zorladıkça kökünü boran, fırtına,
Koca gövdesi, gerildikçe gerilir;
Kırılarak dalları, birden yere serilir!
Küçük kamış, iki kat bir sipere büzülür,
Yel durunca, böbürlenen koruyucusuna üzülür.

Jean de La Fontaine