Kırmızı Pabuçlar (Masal)

Karin, yoksul bir küçük kızdı. Yazları yalınayak dolaşır, kışın ne bulursa ayağına geçirir, soğuktan korunmaya çalışırdı. Köyün yaşlı kunduracısı acıyıp artan kırmızı derilerle ona, bir çift pabuç yaptı. Kaba saba pabuçlardı ama, gene de iş görürdü.

Küçük kız, onları hemen giymeyip kış için saklamıştı. Kış başlarında annesi öluverdi. Mezarlığa giderken kırmızı pabuçlarını giydi, annesinin tabutu arkasından yürüdü. Böyle bir günde hiç kırmızı pabuç giyilir miydi? Ama, kızcağızın giyecek başka birşeyi yoktu ki!

Mezarlığa giderlerken oradan arabasıyla geçen yaşlı zengin bir kadın küçük kızı görünce onunla ilgilendi, doğrusu çok acımıştı zavallıcığa. Ölünün gömülmesini bekledi. Mezarlıktan dönen köy papazından öksüz kızın kendisine virilmesini istedi.

Küçük Karin sevinmişti, kırmızı pabuçların uğurlu geldiğine inanıyordu. Oysa, yaşlı kadın çirkin olduklarını söyleyerek onları çöplüğe attı. Güzel pabuçlar ve giysiler aldı ona. Ayrıca dikiş dikmesini ve okumasını da öğretti. Karin, «cici» ve çok güzel bir kız olmuştu.

O günlerde, kraliçe yanına küçük kızını alarak ülkeyi dolaşmaya çıkmıştı. Yolu onların köyüne de uğradı. Karin, küçük prensesi gördü, ayağında kırmızı pabuçlar vardı. Yaşlı kunduracının yaptıklarından çok güzeldi bu kunduralar!

Karin, kilise’ye gidecek yaşa geldiğinde ona yeni giysiler ve pabuçlar satın almak için yaşlı kadınla birlikte kente gittiler. Karin, bir mağazanın vitrininde güzel ayakkabılar ve çizmeler gördü. Bunların arasında, küçük prensesinkilere benzeyen bir çift kırmızı pabuç vardı. Dükkân sahibi, onların soylu bir kişinin kızına yapıldığını, ama ayağını sıktığı için geri verdiğini söylemişti.

Gözleri iyi görmeyen yaşlı kadın pabuçların rengini farketmedi ve onları Karin’e aldı. Kırmızı olduklarını bilse satın almaz ve hele dinsel törende ona kesinlikle giydirmezdi.

Karin kırmızı pabuçları giyip kiliseye gittiğinde herkesin gözü onun pabuçlarındaydı. Dik dik bakıyorlardı. Duvarlarda resimleri bulunan azizler (hıristiyanlıkta ermiş kişiler) bile gözlerini kırmızı pabuçlara dikmiş bakıyor gibiydiler.

Tören süresince dinsel müzik çalarken ve çocuklar ilâhiler söylerken Karin hep kırmızı pabuçlarını düşünüyordu. Papaz elini başına koyup onu kutsarken bile aklı onlardaydı.

Kiliseden çıktıktan sonra, yaşlı kadın durumu öğrendi, ona hemen bunu yetiştirmişlerdi. Karin uyarıldı, kiliseye, siyah pabuçlagidilirdi. Kırmızı birşey giymek hoş karşılanmazdı.

Ertesi pazar günü, Karin gene kırmızı pabuçlarını giyip öyle gitti kiliseye. Siyahları giymek içinden gelmiyordu.

Kiliseye giderlerken ayakkabıları tozlanmış ve yaşlı kadın rengini farketmemişti. Ama, kilisenin kapısında ilk kez yaşlı bir dilenci görmüş ve!

— Ne güzel pabuçlar! Demişti, bunlarla çok iyi dansedilir doğrusu! İzin verin, tozunu alayım!..
Yaşlı kadın yine farketmedi. Karinle birlikte kiliseye girdiler. Herkes gene kırmızı pabuçlara dik dik bakıyordu, onlardan gözlerini ayırmıyorlardı. Karinin de aklı pabulçara takıldı. Bu yüzden dua etmesini unutmuştu.

Kiliseden çıkarken dilenci gene yanlarına geldi ve :
— Kunduralarınız çok güzel! Dedi. Tam dans ayakkabıları..
Bu sözlerden etkilenen Karin eteklerini havalandırarak döndü. Birden içinde dans etmek tutkusu uyamvermişti. Bu isteğe karşı koyamıyordu. Kırmızı pabuçlar sihirlimiydiler ne!..

Dans etmeye başladı. Yaşlı kadın:
— Karin! Ne yapıyorsun, delirdin mi sen? Dans etmenin yeri mi burası? Diyerek ona güçlükle engel oldu. Eve geldiklerinde kırmızı pabuçlar yerine kondu. Ama, kız onları unutamıyor, sık sık gidip bakıyordu, durumu ağırdı. Karin’ın ona bakması gerekiyordu.

O günlerde yaşlı kadın hastalanmıştı, zordu, çünkü kendisini yoksulluktan kurtaran oydu.
Birgün onu baloya çağırdılar. Kız karar veremiyordu, baloya gitmeli mi, yoksa gitmemeli miydi?
— Baloya gitsem de, gitmesem de kadın ölecek..
Diye düşündü ve kırmızı pabuçlarını giyerek baloya gitti, dans etmeye başladı. Ama, şaşırtıcı şeyler olmaya başlamıştı!..

Sağa adım atarken, pabuçlar onu sola yürümeye zorluyorlar. Sola dönmek isterken karşı koyuyorlar, sağa dönmesini istiyorlardı.

Karin, hemen oradan ayrıldı, eve dönmek istedi. Bu kez, ayağındaki pabuçlar onu ormana gitmesi için zorlamaya başladılar. Kız bu güce boyun eğerek dans ede ede ormana gitti.

Ağaçlardan birinin üstünde birşey parlıyordu. Karin onun ay olduğunu sanmıştı. İyice baktığında çok şaşırdı. Bu kilise kapısında karşılaştığı yaşlı dilenciydi. Ona:

— Ne güzel dans ediliyor, değil mi, bu pabuçlarla?
Diye seslendi.
Karin korkmuştu, kırmızı pabuçları ayağından çıkarmak istiyordu. Ama, ne kadar uğraştıysa, bir türlü çıkarıp atamadı onları. Sanki ayaklarına yapışmışlardı.

Artık «dur otur» yoktu Karin için gece gündüz dans ediyor, ormanı dans ederek dolaşıyordu.
Böyle gide gide bir mezarlığa varmıştı. Derken, uzun beyaz giysili bir melek göründü. Kaşları çatılmıştı, elinde bir kılıç tutuyordu. Karin’e:

—Kırmızı pabuçlar ayağında olduğu sürece dans edeceksin, dedi. Köy köy, kent kent dolaşıp dans edeceksin. Bencil, inatçı çocukları arayıp bulacak, onlar için dans edeceksin.. Senden bıkıp usanacaklar, nefret edecekler ve seni yanlarından kovacaklar.. Söz dinlememenin cezası budur!.

Karin acıyla bağırdı:
— Bana yardım edin, kurtarın beni!
Ama, yerinde duramayıp sürekli dans ettiği için sesini meleğe duyuramamıştı.
Bir gün dans ede ede yaşlı kadının evinin önünden geçerken o sırada kapı açılmış, içerden bir tabut çıkarmışlardı. Karin, yaşlı kadının öldüğünü anlayıp çok üzüldü. Büsbütün yalnız kalmıştı. Melekler onu cezalandırmışlardı. Cezası da, durmadan dans etmekti. Dans etmekten ayakları şişiyor, dikenler bacaklarını kanatıyordu. Artık dayanamayacaktı, canına tak etmişti.

Kentin dışında küçük bir eve uğradı. Burada bir cellât oturuyordu. Kapıyı çaldı. Cellât, onu tepeden tırnağa dek süzdükten sonra.

— Anlaşılan, benim kim olduğumu bilmiyorsun, küçük hanım dedi. Ne işi var, senin gibi bir kızın burada?

Karin başını eğerek:
— Sizden bir şey istiyorum, diye karşılık verdi: Ben bir suç işledim. Cezamı çekmeliyim..
Suçunun ne olduğunu anlattı ve kırmızı pabuçlarım göstererek:
Beni bu ayakkabılardan kurtarın, dedi. Ayaklarımı kesin!
Cellât, kızın kırmızı pabuçlu ayaklarını kesti.
Güçlükle ormana dönen Karin elinden geldiğince kendine koltuk değnekleri yaptı ve bir gün kiliseye gitti. Kapının önünde kırmızı pabuçları görünce korkup hemen kaçtı oradan.

Başka bir gün :
— Kiliseye gidenlerden çok az günâh işledim ben!.
Diye yüreklenerek yeniden gitti. Ama, kilisenin kapısında kırmızı pabuçları görünce gene gerisin geriye döndü.

Koltuk değnekleriyle ayakta durabilen bir insandan yararlanılamazdı. Bu nedenle kimse ona iş vermeye yanaşmıyordu. Sonunda papaza baş vurmayı düşündü. Kendisine belki iş verirlerdi. Haline acıyan karısı onu yanına hizmetçi olarak aldı.

Çocuklar onu sevmişlerdi. Masallardaki renkli ve zengin yaşamdan, prens yada prenses olmaktan, güzel giysilerden, mücevherlerden, görkemli balolardan söz ederlerken Karin, acı acı gülümsüyordu.

Pazar günü kiliseye giderlerken onu da götürmek istediler. Kız koltuk değnekleriyle gidemeyeceğini söyledi. Papazın karısı pek inanmamıştı buna.

Oysa Karin, kırmızı pabuçlarla karşılaşmamak için kiliseye gitmek istemiyordu. Onlar gittikten sonra, kızcağız oturup ağlamaya başladı. Çok acı çekiyordu.

Birden mezarlıkta gördüğü melek beliriverdi karşısında, Kaşları çatılmamıştı, bağışlayıcıydı, kılıcı yoktu, onun yerine elinde bir çiçek dalı tutuyordu.

Çiçek dalını tavana dokundurdu, o an tavanbirden gözden kaybolup yok oldu. Pırıl pırıl yıldızlar göründüler. Sonra duvarlar karanlığa karıştı, yok olup gittiler. Kız kendini kilisede buluverdi.

Duvarlardaki aziz resimlerini gördü. Orglar çalıyordu. Siyah giysili ve siyah ayakkabılı insanlar kurumla sıralarda oturuyorlardı.

Bir süre sonra eve geldiklerinde, Karini odanın ortasında cansız yatarken buldular. Gülümsüyordu, çünkü tanrının yanına gitmişti.

Orada, kırmızı pabuçları olduğu için kimse onu suçlamayacaktı!

Hans Christian Andersen