İki Tane Alsaydın (Fıkra)

Kayserili ilkokulu bitirmekte olan oğluna, çarşı pazarla, alışverişle, pazarlıkla… ilgili tecrübelerini aktarıyormuş.
“-Mesela, pazarlık ederken, ne söylerlerse yarısını vererek pazarlığa başlayacaksın…” der. Babasının anlattıklarını ha fızasına yazan çocuk, birkaç gün sonra çarşıda gezerken, bir ayakkabıya gözü takılır, hoşuna gider ve sorar:
“-Amca bu ayakkabı kaç lira?”
“-Seksen lira.” Çocuk kararlı bir şekilde;
“-Kırk liraya olur mu?” der. Ayakkabıcı birazcık düşünür ve;
“-Hadi olsun, seni kırmayayım!” der. Çocuk bu sefer;
“-Amca, ben tam düşünmeden fiyat verdim herhalde, yirmi liraya verirsen almayı düşünebilirim.” der. Adam biraz bo zulur, kurtarmadığından, maliyetinden… söz etmeye kalkar sa da, çocuk oralı olmaz;
“-Valla amca, sen bilirsin.” der. Adam kararsız kalır, başını sağa sola çevirir.
“-Hadi bugün senin dediğin olsun.” der. Çocuk bu sefer de, elini cebine atar ve bir onluk çıkartıp;
“-Amca, sadece bu var, veriyorsan ne ala, değilse gidiyo rum!” deyince, ayakkabıcının kimyası bozulur, biraz da öf kelenir, daha fazla uzatmak da istemez, başka bekleyenler de vardır, ayakkabıları poşete koyar ve;
“-Al şunları, hiç para istemiyorum!” diyerek, ayakkabıları çocuğa verir.
Çocuk eve döner, akşamleyin eve gelen babasına, -‘aferin alacağını’ da umarak- yaptığı pazarlığı teferruatıyla anlatır.
Babası, ilgiyle dinledikten sonra der ki;
“-Oğlum, madem fiyatını oraya kadar düşürdün, iki tane al saydın ya!”