İhtilal Öncesi (Fıkra)

Yabancı bir avukat, bir dava takibi için Varşova’ya gitmiş.
Doğruca Adalet Sarayı’ndan içeri girerek elinde vesikalarıyla yüksek yargıçlar kurulunun huzuruna çıkmış. Kendisine ‘ne istediğini’ sormuşlar. Avukat ‘ne için geldiğini ve gün istediğini’ söylemiş.
Başyargıç:
“-Durun bakalım, o kadar acele etmeyin. Hem ne kadar güzel elbiseniz var! Kumaşı da, dikişi de gerçekten mükemmel!..” demiş.
Avukat tuhaf bulduğu Başyargıç’tan bir iş çıkmayacağını anlayınca yanındaki yargıca başvurup isteğini tekrarlamış.
O da:
“-Çok acele etmeyin bakalım.” demiş ve; “Ne güzel kravatınız var! Gömleğinize de diyecek yok doğrusu!” diye eklemiş.
Avukat bundan da bir yardım alamayınca üçüncü yargıca başvurup isteğini bir de ona tekrarlamış. Fakat onun da öncekilerden aşağı kalır yanı yokmuş:
“-Dur bakalım sayın avukat!” Arkasından da; “Bu işler bu kadar çabuk olmaz! Ne kadar da güzel ayakkabılarınız var.
Hem yeni, hem sağlam, hem rahat!” demiş.
Çaresiz avukat yargıçların bu sorumsuz tutumlarından ve alakasız yorumlarından bir mana çıkaramamış, mecburen rastladığı mübaşire dönerek:
“-Yahu, şu işimi kime gördüreceğim? “ diye sormuş ve serzenişte bulunmuş; “Bunlar hep üzerimdekileri methetmekten başka bir şey yapmıyorlar!”
Mübaşir hemen defteri açıp avukatın kaydını yapıp en yakın tarih için bir de gün verdikten sonra avukatın kulağına doğru şunları fısıldamış:
“-Bunlar böyledirler üstat. Çünkü ihtilalden önce biri terzi, biri konfeksiyoncu, biri de eskiciydi...”
“-Peki ya siz?”
“-Ben mi?” dedi mübaşir, “Ben de yargıçtım!”