Fare İle Kurbağanın Tanışması (Hikaye)

Fare su içmek için indiği dere başında kurbağa ile Tanıştı. Birbirlerini çok sevdiler; sürekli buluşmaya karar verip bir zaman belirlediler.

Artık her sabah erken saatlerde dere kenarında buluşuyor, birbirlerine başlarından geçen ilginç olayları, duydukları hikâyeleri anlatıyorlar, duygularını kimi zaman başlarını sallayarak, kimi zaman davranışlarıyla birbirlerine iletiyorlardı. Dostlukları, arkadaşlıkları sevgiye dönüşüp daha yakın oluyorlardı birbirlerine.

Fare bir gün kurbağaya dedi ki:

— Ey aklımın ışığı, bazen bir sır söylemek istiyorum, sen suyun içinde oluyorsun. Derenin kıyısından ne kadar seslensem, bağırsam çağırsam da sesimi duyuramıyorum sana. Ey yiğit, ey er kişi! Bu sınırlı buluşma saatleri yetmiyor bana, sohbetine doyamıyorum senin. Yol gösteren, ibadet olan namaz beş vakit olarak farz edildi ama âşıklar her zaman namazdadırlar. O sarhoşluk, o başlardaki mahmurluk ne beş va-

kitle yatışır, ne beş yüz bin vakitle. Âşığa bir an ayrılık bir yıl gibi gelir, bir yıllık vuslat dahi bir hayalden ibarettir. A, merhametli, sevgili dostum, seni görmeden bir an bile duramıyorum! Beni sevindir; günde bir kez kavuşmak bu susuzluğu gidermiyor.

Mevkinin zekâtını ver de bu yoksula bir bak; edepsiz yoksul buna layık değil ama senin lütfun bunun çok üzerindedir. Lütfun için sebebe gerek yoktur oysa çünkü güneş güle de vurur, gübreye de, ama ışığına zarar gelmez. Pislik onun ışığıyla kuruyup odun olur.

Pisliğe bunu yapan yeşilliklere, güllere, nergislere neler yapmaz? Bir gün kerem sahibi biri, sofiye: “Sana bugün bir kuruş mu vereyim, yoksa yarın üç kuruş mu?” diye sorar.
Sofi: “Peşin sille veresiye keremden hayırlıdır!” der. Benim de sabrım kalmadı artık. Suya girmeme imkân yok, çünkü yaratılışım topraktan meydana gelmiş. Kerem et, sesimi sana ulaştırsın.
Fareyle kurbağa konuşup, şu karara vardılar: Bir uzun ip bulup, bir ucunu farenin, öbür ucunu da kurbağanın ayağına bağlayacaklar, istedikleri zaman birbirlerini haberdar ederek buluşacaklardı.
Bu fikir kurbağanın hoşuna gitmedi. “Bu pis beni bağlıyor herhalde!” dedi, ama verilmiş sözü vardı, bu sözünden cayamadı.
Fare doğru yolu bulmuş kurbağayla buluşmak isteyince, aşk ipini çekerdi, ipe güvenirdi.
Bir gün, bir alacakarga geldi, kapıverdi fareyi havalandı. Kurbağa da onunla birlikte gökyüzündeydi. Bunu görenler dedi ki:
— Karga, sudaki kurbağayı hile yaparak nasıl avladı!
Kurbağa, suda yaşamayan susuz hayvanlar gibi, aşağılık bir mahluka eş olmaya layıktır.

Beden de can ayağında ipe benzer, onu gökyüzünden yere çeker durur. Can kurbağası, kendinden geçerek suya hoş bir şekilde dalmışken, beden faresinden kurtulmuşken, onu iple çeker de, bu çekişten ne acılar duyar.