Dev ile Keloğlan (Masal)

Evvel zaman içinde kalbur zaman içinde bir karı kocanın otuz dokuz tane çocukları varmış.
Son günlerde bir çocuk daha olmuş. Böylelikle çocuklarının sayısı kırk olmuş. Adamcağız kırk çocuğu meydana getirinceye kadar yaşı yetmişi bulmuş, işi de bitmiş.
Bir gün çocuklarını karşısına almış:
— Oğullarım, demiş, görüyorsunuz ya... Artık ben çok yaşlandım. Sizi bu yaşa kadar büyüttüm, şimdi de siz çalışın ve bana bakın!

Oğlanların birer orak vererek başka köylere yollamış. Bu çocuklar bir köyün girişine gelmişler, bakmışlar ki kocaman bir tarla var, nasıl olsa sahibi bunu biçtirecektir, bari parasını biz alalım, demişler ve tarladaki ekinleri biçmeğe başlamışlar.

Ekinlerin bir bölümünü biçmişler. Oysa tarlanın sahibi bir devmiş. Sonraki sabah dev, tarlasına gelmiş, ekinlerin biçildiğini görünce memnun olmuş:
— Ağalar, size yemek getireyim! Demiş.
Gitmiş, yemek getirmiş.
Akşam olunca:
— Burası soğuk olur... Haydi, buyurun, bizim eve… Demiş.
Ağalar razı gelmemişler:
— Biz burada, ekinlerin içinde yatarız, hiç üşümeyiz, demişler.
Akşam olunca, dev bunları yemeye gelmiş. Ama ekinleri alt üst ettiği halde, kimseyi bulamamış, kızmış, gitmiş.
Sabah olunca yine tarlaya gelmiş, adamlara:
— Ağalar bu akşam nerede uyudunuz? Demiş.
Gece yemek getirmiştim, sizi bulamadım. Bu akşam yatacağınız yeri söyleyin de yemeğinizi oraya getireyim, demiş.
Onlar cevap olarak:
— Gece soğuktan üşüyünce şu tarlanın ucundaki çukurda yattık, bu gece de orada yatacağız, yemeğimizi oraya getir, demişler.
Öğle vakti olmuş. Dev evden yemek getirip gitmiş. İçlerinden en akıllı olan küçük:
— Ağalar, demiş, yemeklerin birazını akşama bırakalım. Gece dev bizi yine yemeye gelecektir.
Başka bir yere saklanır, bu yemekleri yeriz. Akşamüzeri tüm iş bitince bu sefer çukurda yatmayıp bir ağaca çıkmışlar.
Gece olmuş, karanlık basmış, el ayak çekildikten sonra dev gelmiş. Çukurun her yerini aradığı halde, kimseyi bulamamış. Yine kızarak, köpürerek evine gitmiş.

Ertesi sabah geldiği zaman, işlerin bittiğini görmüş, herkesin parasını vermiş. Yalnız, içlerinden birkaç tanesini götürerek yemek için en küçük çocuğun parasını üç buçuk kuruş eksik vermiş. Çocuk bir kurnazlık düşünmüş:

— Zararı yok amca... Ben üç buçuk kuruşumu istemem, demiş.
Devin evine gitmemiş.
Zamanın padişahı bir gün tellallar bağırtarak:
— Kim bu devin atını bana getirirse, ona birçok akçe vereceğim, demiş.
O zaman bu kırk kardeşin en ufağına da Keloğlan derlermiş.
Keloğlan saray’a giderek:
— Ben getiririm padişahım, demiş.
Padişah buna öfkelenmiş:
— Hadi, oradan kel! Sen nasıl getirebilirmişsin, diye, Keloğlan’ı azarlamış. Keloğlan yalvarmış:
— Padişahım, ben bu devin atını size getiririm, demiş. Yalnız, siz bana, “getir” diye emredin, ben de getireyim.

Padişah’ın razı gelmiş. Keloğlan da atı getirmek için devin evine gitmiş. Devin evine varmış, bakmış ortalıkta kimse yok. Atı çözmek istemiş. Fakat at bağırmağa, kişnemeğe başlamış. Keloğlan hemen samanların altına gizlenmiş.

Dev gelmiş, atına bağırarak:
— Sen her zaman kişnemezdin de şimdi neden böyle yapıyorsun, bağırıp duruyorsun, diye atı bir güzel döverek yukarıya çıkmış.
Dev yukarı gidince, Keloğlan atın ipini çözerek üstüne binmiş, doğruca padişaha gelmiş, atı teslim etmiş.
Padişah buna çok sevinmiş, Keloğlan’a mükâfatlar vermiş.
Padişah yine bir gün davul çaldırıp tellâl bağırtarak:
— Kim bana devin zilli yorganını getirirse, ona bin akçe vereceğim! Diye ilân etmiş.
Keloğlan, Saray’a gidip:
— Onu da ben getiririm padişahım, demiş.
Devin evine gitmiş.
Bir ipin ucuna çengel bağlamış, dama çıkmış, tavanı delmiş, ipi sarkıtarak yorgana takmış, yukarı çekmeğe başlamış. Dev uyanmış, yorganı karısının çektiğini zannetmiş;
— Ulan karı, yorganı çekme! Diye homurdanmış.
Karısı da yorganı kocasının çektiğini zannedermiş. Kocasına bağırmağa;
— Yorgam niye çekiyorsun, diye çıkışmağa başlamış. Bir hayli kavga da etmişler.

Devin aklı başına gelmiş. Bu işi Keloğlan’ın yaptığını anlamış. Yorgana asılarak Keli odanın ortasına düşürmüş. Hemen bir torba bularak Keloğlan’ı içine koymuş, sabahleyin yemek için odalardan birine saklamış. Keloğlan torbayı bıçakla yırtarak dışarıya çıkmış.

Devin ela buzağısını ahırdan alarak torbanın içine koymuş, tavana asmış. Sabah olunca, dev gelmiş, torbaya dokunmuş. Buzağı bağırmağa başlamış. Dev birden bire şaşırmış:
— Ulan Keloğlan, benim ela buzağım gibi nasıl bağırıyorsun? Demiş.
Keloğlan da saklandığı yerden kendini göstermeden:
— Halt etme! Benim üç buçuk kuruşumu ver diye seslenmiş.
Dev iyice şaşırmış:
— Ortaya çık ta vereyim! Demiş.
Keloğlan meydana çıkmış, parayı almış. Dev ela buzağıyı torbadan alarak ahıra götürmüş.
Bu sırada Keloğlan zilli yorgam aşırarak kaçmış, getirip padişah’a vermiş, bin akçeyi almış.
Bir gün padişah tekrar tellâllar bağırtmış.
— Kim bu devi bana ölü veya diri getirirse, ona her zamankinden daha çok mükâfat vereceğim! Diye ilân etmiş.
Keloğlan da paraların tadını aldığı için hemen bir kurnazlık düşünmüş:
Dört tarafı demirden bir kafes yaptırmış, kafesin içine de dört tane ölü adam koymuş. Bunları bir arabaya koyarak doğruca devin evinin önüne götürmüş.
Devi çağırarak; arabadaki kafesi göstermiş:
— Sana yemek için bunları getirdim, al işte! Demiş.
Dev, dört adamı görünce, iştahı kabarmış. Hemen demir kafesin kapısından içeri dalmış.
Keloğlan kapının yanında duruyormuş.

Dev içeriye girince, kapıyı hemen kilitleyivermiş. Doğru çarşıya gelmiş, bir ağacın yanında durmuş. Kafesi yere indirtmiş. Ağacın yanına bir değirmen taşı ile büyük ve kızgın bir demir parçası koymuş. Devin haberi olmadan kafesin kapısını açmış, ağacın üzerine çıkmış. Yukardan deve seslenmiş;

— Kafesin kapısını açtım, demiş, haydi buraya gel de beni ye! Devin gözleri yerinden oynayarak büyük bir hışımla dışarı çıkmış.
— Nasıl çıktın ki oraya? Diye sormuş. Keloğlan da
— Ağacın dibinde bir değirmen taşı var, onun üzerinde de bir demir var, ona bastım, zıplayarak yukarı çıktım. Sen de öyle yap! Diye devi kandırmış.
Azgın dev buna inanmış, Keloğlan’ın dediğini yapmış. Fakat kızgın demirden haşlanarak düşmüş, değirmen taşının altında kalarak ölmüş.
Keloğlan ağaçtan inmiş. Dev’in ölüsünü Padişah’a götürerek çok paralar almış. Yemiş, içmiş, muradına ermiş...