Fatih Sultan Mehmed, sadece yaşadığı çağa değil, daha sonraki asırlara da damgasını vuran askerî ve siyasî bir liderdi. Özellikle fetih sürecinde askerî sahada takdire şayan faaliyetlerde bulundu. Bu sayede Osmanlı kara ve deniz kuvvetleri karşı konulamaz bir güç hâline geldi. Topçuluk alanındaki çalışmaları sadece Osmanlı ordusunun İstanbul surlarını aşmasını sağlamadı; otoritelerini güçlendirmek isteyen Avrupa krallarının, kale ve şatolarının yüksek duvarlarının arkasına gizlenen Ortaçağ’ın feodal beylerini etkisiz hâle getirmelerine de zemin hazırladı.
Konstantiniyye muhasarası sırasında Osmanlı ordusunun sayısı hakkında çeşitli kaynaklarda farklı rakamlar ifade edilmektedir. Bu noktada ortak olan kanaat, asker sayısının 100 binin üzerinde olduğu şeklindedir. Ordudaki asker sayısıyla ilgili olarak kaynaklarda üzerinde uzlaşılmış bir rakamdan söz edilmemiş olsa da Osmanlı kuvvetlerinin dönemin en modern silahlarını kullandığı bir hakikattir. Askerlerin elinde çeşitli büyüklüklerde 300 adet top ile genç sultanın icadı olan havan toplarının ve hareketli kulelerin bulunduğu bir gerçektir.
İkinci Mehmed’in büyük bir kararlılıkla sürdürdüğü hazırlıklar çerçevesinde Anadolu ve Rumeli beylerbeyleri ile bunlara bağlı sancakbeyleri de asker toplamaya başladılar. Orduya katılan herkes, bu büyük zafere ortak olmanın ve asırlar evvelinden müjdelenen askerler arasında bulunmanın manevî hazzından ötürü heyecan içindeydi. Eyaletlerden gelen askerler belli merkezlerde toplanıyor, teçhiz ediliyor ve savaşa hazır hâle gelmeleri için kuşatma öncesinde eğitimden geçiriliyordu. Anadolu’dan toplanan askerler Beykoz’un üstündeki ormanlık arazide bir araya geldi. Fatih’in emri üzerine Rallis Petropulos adındaki bir Rum, iki gemisiyle bu askerleri ve mühimmatı Boğaz’ın Avrupa kıyılarına geçirdi. Diğer taraftan muhasara sırasında önemli gelişmelere sahne olan Haliç’te, Kasımpaşa ile Ayvansaray arasına boş fıçılar üzerine kalaslar bağlanarak beş buçuk metre eninde bir köprü yapıldı. Kuşatma sırasında Haliç’e karadan indirilen gemiler de köprü vazifesi gördü.
Muhasara için yapılan hazırlıklar çerçevesinde Batı’dan Bizans’a gelebilecek yardımlara karşı da birtakım önlemler alındı. Bilhassa halkı Ortodoks olan Mora’dan yardım gelme ihtimali yüksekti. Mora ile Bizans arasında hem dinî hem de siyasî bağlar mevcuttu; zira Mora’da Bizans İmparatoru Constantinos’un kardeşleri Dimitrios ve Thomas hüküm sürüyordu. Zaten Osmanlı baskısının belirgin hâle gelmesiyle birlikte İmparator, Mora’yı idare eden kardeşlerinden yardım istedi. Askerî yardımları engellemek için her çareye başvuran Fatih, Mora topraklarına akın düzenlemeleri için Turhan Bey ve oğullarını vazifelendirdi. 1452 yılı ekim ayında gerçekleşen seferlerle Mora Despotluğu’nun kuvvetleri mağlup edilerek Bizans’ın buradan yardım alma ümidi sona erdirildi. 1453 yılı başından itibaren Bizans üzerindeki çember gün geçtikçe daraltıldı. Şubat ayında genç hükümdarın emriyle Dayı Karaca Bey komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, bazıları kendiliğinden teslim olan İstanbul civarındaki Rum kasabalarını birer birer ele geçirdi.