Çirkin Ördek (Masal)

Mevsim yazdı. Güneş, yakıcı ışınlarıyla kırları, evleri ve küçük gölü ısıtıyordu. Ağaçlar arasındaki düzlükte birkaç leylek geziniyor, arada bir gagalarını takırdatıyorlardı.

Su dolu çukurların yakınında eski bir ev, ötede ot ve saz kümeleri arasında kuytu bir yerde küçük bir kümes vardı. Kümeste bir ördek kuluçkaya yatmıştı. Uzun süreden beri yumurtalarının üstünde oturduğundan canı sıkılıyordu. Şu sıralar kendisine gelen giden de olmuyordu. Yumurtaları üzerinde kımıldamadan oturan biriyle birlikte olmayı herkes sıkıcı buluyordu belki de.

O sırada, altındaki yumurtalarda bir kımıltı sezinleyerek doğruldu ve eğilip baktı. Bir tanesi çatlamıştı. Sonra, ötekilerinde birer birer çatladıklarını gördü. Çok heyecanlanmıştı, bir anne için en mutlu an buydu!

Derken yumurtaların kabukları çıt çıt diye kırılmaya ve minicik ördek yavruları başlarım uzatmaya başladı.

O an, anne ördeği bir görmeliydi! Sevincinden ne yapacağını bilemiyordu. Hele, minik yavrular yumurtalardan çıkıp çevresinde dolaşmaya ve incecik sesleri duyulmaya başlayınca, sevinçten kanatlarını çırptı.

Yavrularını teker teker gagasıyla okşadıktan sonra:
— Ben anneyim, dedi. Artık hep birlikte olacağız. Sizi koruyacağım. Bugün kümesten dışarı çıkmak yok. Yarın, size bahçeyi gezdireceğim.

Sonra da, suda yüzmeyi öğrneceksiniz.
O sırada yumurtalardan birinin kırılmadığını gördü ve buna çok şaştı. Üstelik bu yumurta ötekilerden iriydi de. Yanına yaklaşıp gagasıyla dokundu:

— Haydi, çıksana ne duruyorsun?
O böyle söylenirken Yaşlı komşusu çıkageldi. Sesleri duymuş, onu kutlamaya gelmişti.
— Gözün aydın, dedi. Nasıl, işler yolunda gitti mi bari?
— Teşekkür ederim komşucuğum. Her şey yolunda.. Ama, şuraya baksanıza, bir tanesi çıkmıyor, şaşılacak şey!

— Çıkmıyor mu? A! Dur bakayım!
Yumurtayı gözden geçirdikten sonra:
— Ah, komşucuğum, dedi. Bu ördek yumutası değil ki!
— Ne yumurtası peki?
— Hindi yumurtası, hindi!
— Nereden biliyorsun? Yaşlı ördek:
— Benim de başımdan aynı şey geçti... Diyerek anlatmaya başladı. Onun altına da hindi yumurtası koymuşlardı. Az çekmemişti o hindi yavrusundan.

— Suyu sevmezler bunlar, diye komşusu konuşmasını sürdürdü. Ona yüzmeyi bir türlü, öğretememiştim.
Anne ördek yakındı:
— Eyvah! Ne yaparım ben bununla öyleyse!
— Hiç üzülme! Kendi başının çaresine kendi baksın!..
Anne ördek:
— Olur mu canım! Yazık değil mi?
Deyince, sözünün dinlenmeyişine kızan ve onun yufka yürekliliğini biraz da hafife alan yaşlı ördek:
— Benden söylemesi, dedi. Nasıl istersen Öyle yap! Ben gidiyorum...
O gittikten sonra, anne ördek vücuduyla günlerce ısıttığı hindi yumurtasına sevgiyle baktı. Komşu ördek yanılmış olabilirdi.

Kısa bir süre sonra yumurta çatlayıp da içinden çıkan yavruyu görünce şaşırdı. Bu kendi yavrularına benzemiyordu. Biraz iri, boynu ince uzundu. Üstelik de çirkindi.

— Komşu haklı galiba, dedi. Sonra
— Aman canım sende! Diye geçirdi aklından. Varsın, hindi yavrusu olsun. Ben onu yola getirmesini bilirim. Ne yapar yapar yüzmeyi öğretirim...

Ertesi gün, yavrularını bahçeye çıkardı, sonra da göl kıyısına götürdü. Önce kendisi suya daldı. Ardından yavruları birer ikişer girmeye başladılar.

Ötekilerle birlikte çirkin ördek yavrusunun da suya girdiğini gören anne ördek buna şaştı, sevindi de... Suyu yadırgamıyor, rahatça yüzüyordu.

— Hindi yavrusu değil, diye düşündü.
Bu benim yavrum!
Bir süre yüzdükten sonra, anne ördek sudan çıktı, yavruları da onu izlediler. Çirkin yavru en arkadan geliyordu.

Derken bir gürültü işitildi. Göl kıyısında iki ördek ailesi birbirine girmişti. Bir yılan balığını paylaşamıyorlardı. O sırada, bir kedi göründü, balığı kaptığı gibi kaçtı. Ördek yavruları ardından baka kaldılar.

Anne ördek yavrularına:
— Gözünüzü açmazsanız, elinizden böyle lokmanızı kapıverirler, dedi. Ortalık üç kağıtçılarla dolu... Bunlar kaba güçlerine güvenerek onun bunun hakkını yerler...

Konuşa konuşa yollarına devam ettiler. Minikler dilleri döndüğünce sorular soruyor, anneleri elinden geldiğince cevap vermeye çalışıyordu.

Bir ördek topluluğu önünden geçerlerken anne ördek durdu ve :
Yavrularım, dedi. Şu gördüğünüz, boynunda kordelası olan babacan ördek bizim mahallemizin muhtarıdır. Herşey ondan sorulur. Haydi, gelin kaydınızı yaptırayım. Yanında uslu durun, beni güç durumda bırakmayın, emi?

Ama, muhtar nedense onları iyi karşılamadı. Anne ördeği azarlarcasma:
— Ördek nüfusu günden güne artıyor, dedi. Onları var etmek zor değil, karınlarını doyurmak zor. Bunu hiç düşünen yok! Çoğalmamız insanların işine geliyor. Çarşıda pazarda ördek fiyatları ucuzladı.. Onlar mal derdinde, bizler ise can derdindeyiz. Çoğal! Çoğal! Ne olacak bu işin sonu böyle!..

Muhtar, gözlerini çirkin yavruya dikti ve:
— Bu da nereden çıktı? Diye sordu.
Anne ördek ne cevap vereceğini bilemiyordu. Kekeleyerek:
— Efendim, dedi.. Bize sığnan bir yavru. Onu evlât edineceğim.
— Ama. Ama, bu ördek değil!
— Sudan hoşlanıyor, çok da iyi yüzebiliyor.
Muhtarın yanında bulunan iri yarı ördeklerden biri:
— Bunun annesi ördek olamaz! Diye anne ördeğe dik dik baktı.
Anne ördeğin tepesi atmıştı.
— Ne demek istiyorsun?
Dedikten sonra babacan ördeğe döndü ve;
— Bu sayın ördek ileri gidiyor, dedi. İyi bir derse ihtiyacı var, ama, size olan saygımdan ötürü ağzımı açmıyorum.

Muhtar ördek, yanındakine:
— Birbirimize kırıcı sözler söylemeyelim, dedi. Lütfen biraz hoşgörülü olalım.. Bu yavru belki bir «hilkat garibesi» dir. (Hilkat garibesi: Doğuştan özürlü anlamında) Arada sırada böyle şeyler oluyor..

Bu sözlere gücenen anne ördek yavrusunu savundu:
— Büyüyünce güzelleşecektir, göreceksiniz.
Diyerek gagasıyla çirkin yavruyu okşadı. Muhtar ördek gülümsedi. Şaka yollu:
— Annelere yavruları güzel görünür, dedi. Ama, olan olmuş bir kez.. Peki, onun da kaydını yapalım.
Anne ördek ve yavruları sevinçlerinden kıkırdamaya başladılar ve hep birlikte göle doğru giderken muhtar, anne ördeğe seslendi:

— Söyle onlara, yasalara ve bana saygılı davransınlar. Tuttukları balıklardan benim payımı ayırmayı unutmasınlar. Çünkü gölün sorumlusu benim! Anlaşıldı mı? Haydi güle güle!

Nedense ördekler, kendi kardeşleri bile sevmiyorlardı çirkin ördek yavrusunu. Gagalıyorlar ve yanlarından kovalıyorlardı. Öteki kanatlı hayvanlar, tavuklar ve hindiler de rahat bırakmıyorlardı onu.

Bir gün bir hindinin saldırısına uğramış, su kıyısında olduğu için kendini hemencecik göle atarak kurtulmuştu gagalanmaktan. Çirkin olduğundan kümes hayvanları ona kötü davranıyorlardı. Bu nedenle kendisi de çirkinliğinden tiksinir olmuştu.

Kardeşlerinin de onu hiç rahat bıraktıkları yoktu ki canım! Çirkinliğini sık sık yüzüne vururlardı:
— Sen kime çektin böyle bilmem, sümüklü! Seni bir kedi kapacak olsa, doğrusu hiç üzülmem!
Kimi zaman anne ördek bile onu koruduğuna, bağrına bastığına pişman olmaktaydı:
— Bilseydim, o yumurtanın üstünde kuluçkaya yatmazdım!
Ördek yavrularına yem veren küçük kız:
— Sen, şöyle kıyıya çekil!
Diyerek onu ayağı ile iteliyor ve önce ötekilere yiyecek atıyordu.
Zavallı yavru için yaşam çekilecek gibi değildi. Sonunda dayanamayıp kaçtı. Hendekleri zar zor aşarak, kimi yürüyerek kimi koşarak yol alıyordu. Kanatlarını çırpıyor, ama uçamıyordu ki! Kuşlar onu gördüklerinde yadırgıyorlar ve yanından uzaklaşıyorlardı.

Çirkin yavru :
Onlar da benden nefret ediyor, diye üzüldü.
Sonunda bir göle vardı, öyle yorgundu ki, sazlar arasında büzülüp yattı. Oralarda gezinen yaban ördekleri onu görüp geldiler. Kim olduğunu sordular. Çirkin yavru:

— Ben ördeğim, dedi.
— Ördek misin? Böyle çirkin ördeği ilk kez görüyoruz.
İçlerinden biri, onun üzüldüğünü görerek acıdı ve:
— Üzülme, dedi. Çirkin olmuşsun olmamışsın, bunun önemi yok! Ama, gene de yaban ördeklerinden uzak durursan iyi edersin.

Ertesi gün, bir yaban kazı yavrusuyla tanıştı. Yaban kazları hoşgörülü davrandılar. Çirkinliğinden hiç söz etmediler. Sürübaşı:

— Bizlere katılabilirsin, dedi. Seni kazların yuva yaptıkları göle götürürüz. Kaz yavruları arasında yaşarsın.

— Çirkin olduğum için benimle arkadaş olmak istemezler, dedi minik yavru.
— Biraz benziyorsun ama, sen kaz değilsin. Çirkinliği kendine pek dert edinme Keyfine bak!
O sırada ardarda iki tüfek sesi duyuldu. Avcılar ateş etmişlerdi. Yaban kazları cansız yere düştüler.

Yeniden silâhlar patladı. Kazlar havalandılar. Ölen öldü, kalan kaldı. Çirkin yavru kuytu bir yere sığındı, çok korkmuştu. Birden bir av köpeği göründü, gözleri kıvılcımlar saçıyordu, dili sarkmıştı. Onu görmezliğe geldi.

Çirkin ördek yavrusu :
— İlk kez çirkinliğin yararını gördüm, idiye düşündü. Köpek bile yüzüme bakmadı.
Avcılar, vurdukları kazları topladıktan sonra çekip gittiler. Çirkin yavru gizlendiği yerden çıktı. Düşe kalka yola koyuldu. Derken o sırada bir de fırtına çıkmasın mı? Zavallıcık bir o yana, bir bu yana savrulup durdu. Ama, rüzgâr arkadan estiği için yaran dokunmadı değil.. Çirkin ördek yavrusunun yol almasını kolaylaştırmıştı.

Uzaktan bir kulübe görünmüştü. Öyle eskiydi ki, fırtınada bu kulübenin yıkılmaması şaşılacak şeydi! Çirkin yavru, oraya zar zor varabildi ve kapının altmdan içeri süzüldü. İçerde yaşlı bir kadın vardı. Kulübede yapayalnız yaşıyordu kedisi ve bir tavuğu ile birlikte.

Anlaşılan kedi ve tavuk yalnızlıktan sıkılmış olacaklar ki, onu görünce sevinçle karşıladılar. Tavuk iyi yürekliydi, kedi de öyle. Yaşlı kadın minik yavruyu görünce çok sevindi.

— Büyüyünce kulaçkaya yatırırım, bir çok civcivlerim olur, diye düşündü.
Oysa yanılıyordu, çünkü ördek yavrusu dişi değil erkekti. Yavruya kulübede kaldığı süre çok iyi davrandılar. Mutluluğu ilk kez tadıyordu..

Ama, bu mutluluk uzun sürmedi. Dişi olmadığı anlaşılınca kulübedekilerin ona karşı olan durumu değişmişti. Yaşlı kadın surat asıp duruyordu. Kedi ile tavuk, sahiplerine hoş görünmek için tutumlarını değiştirmişlerdi. Onunla sık sık tartışıyorlardı.

Birgün tavuk:
— Hiç bir özelliğin yok, dedi. Yumurta bile yumurtlayamıyorsun..
Ördek yavrusu:
— Ben küçüğüm de ondan, diye karşılık verdi.
— Küçükmüş! Senin ördeğe benzer yanın yok!
Yavrucak ne diyeceğini bilemedi, boynunu büktü. Bir köşeye çekilerek kara kara düşünmeye başladı. Kötü günler yine gelip çatmıştı. Bir gün tavuk ona yüzmeyi bilip bilmediğini sordu. Yavru:

— Çok iyi yüzerim ben, dedi.
— Çok iyi yüzermiş! Diye burun kıvırdı tavuk. Yüzmek de neymişki! En önemli iş, yumurtlamaktır!..
Kedi söze karışarak:
Hayır, dedi. En önemli iş fare tutmaktır!
Derken tartışma kızıştı. Tavukla kedi dövüşmeye başladılar. O sırada, kulübeye gelen yaşlı kadın onları ayırmak için akla karayı seçti.

Çirkin ördek yavrusu buradan gitmeye karar vermişti.. Birgün sesizce ayrıldı kulübeden. Koyuldu yola, gitti gitti. Bir göle varmıştı. Hemencecik suya daldı. Ne de çok özlemişti serin suları!

Havalar soğumaya başlamıştı. Ağaçlar yapraklarını döküyorlardı. Gökyüzü bulutlarla kaplıydı. Çirkin ördek yavrusu üşüyordu.

Bir akşam, batan güneş ışınları tan yerini kızıla boyarken, havada büyük bir kuş sürüsü göründü. Bembeyazdılar, böylesini hiç görmemişti yavru ördek. Vücutları ince uyumlu, boyunları uzundu. Güneye, sıcak ülkelere doğru uçuyorlardı. Gittikçe uzaklaştılar.

Onlar gözden kaybolunca, çirkin ördek üzüldü. Ağlayası gelmişti, kanatlı hayvanlar ağlayamadıkları için yabansı bir sesle bağırdı:

— Gurkk! Gurkk!
O kuşların aralarına katılıp birlikte uçmayı ne kadar isterdi! Ne olduklarını bilmiyordu, ama, yüreğinde onlara karşı sıcak bir duygu uyanmıştı. O kuşlar gibi güzel görünümlü olmak istiyordu.

Sonra çirkinliği yüzünden öteki kanatlı hayvanlar gibi onlarında kendisini horgörüp aşağılayacaklarını düşündü ve bundan acı duydu.

Kış bastırmıştı. Yavru ördek kırlarda yapayalnız geziniyor, gölge yüzüyordu. Birgün yüzerken buzlar arasında sıkışıp kaldı. Çırpınıp duruyordu, kıyıdan geçen bir köylü görüp onu kurtarmasaydı, dönüp ölecekti.

Köylü, çirkin ördeği evine götürmüştü.
Karısı ona çok iyi baktı. İyileşince avluda dolaşmaya başladı. Çocuklar onu çok sevmişlerdi; ama bir yandan da hırpalamaktan geri durmuyorlardı. Zavallıcık, birgün onların ellerinden kurtulayım derken süt kabının içine düşüverdi. Çocuklar kahkahayı bastılar.

Büsbütün ürken yavrucak bu kez de un torbasını devirdi ve unlara bulandı.
Kadın koşup çocukları azarladı. Eline geçirdiği bir değnekle çirkin ördeği kovalamaya başladı. Ördekçik aralık duran kapıdan kendini zor attı sokağa. Bir yere girip gizlendi. Onu çok aramışlar, ama bulamamışlardı.

Bahar gelmişti.
Güneş eskisi gibi gökyüzünde parlıyor, evleri, kırları ve gölü ısıtıyordu. Zorlu bir yaşam savaşı veren çirkin ördek biraz güçlenmişti, büyümüştü de. Kanat çırpıyor, yerden yükselebiliyordu. Sonraları havalarda uçmaya başladı. Oh, nede kıvanç verici bir şeydi uçmak!

Bir gün ağaçlık bir yere kondu. Burası bir parktı, çiçekler, ağaçlar vardı. Orta yerde de koskocaman bir havuz!..

Havuzda üç kuğu yüzüyordu. İnce uzun boyunlarıyla duru sularda öyle bir süzülüşleri vardı ki, çirkin ördek gözlerini uzun süre ayıramadı onlardan. Heyecanlıydı, bir akşam güneş batarken kızılımsı bulutlar arasında gördüğü kuş sürüsünü anımsamıştı. Bu kuşlar onlara benziyorlardı. Ne de güzeldiler, bir görseniz!

— Bunlardan güzel kuş olamaz, diye düşündü. Gidip yakından seyredeceğim.
Sonra da, çirkinliği geldi aklına:
— Ya, beni yanlarından kovarlarsa!
Yüreceği burkuldu. Ama, ne olursa olsun yanlarına gidecekti, varsın, kovalasınlardı onu!!..
Hemencecik havalandı ve suya kondu. Kuğulara doğru yüzdü. Kuğularda onu görmüşlerdi.
Çirkin ördek yanlarına gitti ve:
— Çirkinim, dedi. Ama, ne olur, beni hemen kovmayın, bırakın yakından doya doya seyredeyim sizi!.
Utancından başını kaldırıp yüzlerine bakamıyor, başını eğmiş, gözlerini suya dikmiş öylece bekliyordu.

Bir ara, gözleri sudaki yansımasına ilişti. Aman tanrım, gördüğü kendi miydi? Gözlerine inanamıyordu. Vücudu tüm beyaza bürünmüştü.

Boynu incelmiş ve uzamıştı. Sanki sihirli bir güç onu kuğu kuşuna dö nüştürmüştü!
Kuğular çevresinde toplandılar, gagalarıyla dokunuyorlar, onu okşuyorlar:
— Aramıza hoş geldin! Diyorlardı.
O an çektiği tüm acıları unutmuştu, çok mutluydu. Bir ördek kümesinde dünyaya gözlerini açmıştı, ama aslında bir kuğu idi ve kuğu yumurtasından çıkmıştı.

O sırada, havuza yaklaşan çocuklar onlara yiyecek şeyler attılar.
Birisi:
— Bakın! Bakın! Diye bağırdı. Yeni bir kuğu!
Ötekisi:
— Evet, dedi. Ne tatlı ve güzel şey, değil mi?
Duyduğu övgü sözcüklerinden biraz utanıp başını eğmişti küçük kuğu. Ama, sevinçten ve mutluluktan kabına sığmıyordu.

O şimdi kardeşleri arasında, güvence içindeydi.
Başını kaldırdı, ince uyumlu boynunu dimdik tutarak duru suda yüzmeye gelin gibi süzülmeye başladı.

Hans Christian Andersen