# Hikayeler
Çocuk Hikâyeleri
Dede Korkut Hikâyeleri
Mesnevi'den Hikâyeler
Nükteli Hikâyeler
Tarihi Hikâyeler
|
Çıplak Hâkim ile Bedevinin Konuşması (Hikaye)
Devesine iki dolu çuval yüklemiş bedeviyi biri lafa tuttu. Yurdundan sorup konuşturdu, o sorular bir hayli inciler deldi. — Ey Arabın iftiharı, bir gecelik yiyecek alacak param bile yok. Yalın ayak, başı kabak koşup duruyorum. Kim, bir dilim ekmek verirse oraya gidiyorum. Bu kadar hikmet, fazilet, hünerden ancak hayal ve başağrısı elde ettim. Arap dedi ki:— Yürü de benden uzaklaş. Senin talihsizliğin benim başıma da çökmesin. O şom hikmetini benden uzaklaştır. Sen o yana git, ben bu yana, ya da sen önden yürü, ben arkadan yürüyeyim. Bir çuvalımda buğday, öbüründe kum olması, senin hikmetinden daha iyi, be hayırsız! Benim aptallığım çok kutlu bir aptallık. Sen de kötülüğün azalmasını istiyorsan çalış, sendeki hikmet azalsın. Doğadan meydana gelen, hayalden doğan hikmet, Allah nurunun feyzinden nasipsiz bir hikmettir. Dünya hikmeti sanısı, kuşkuyu attırır, din hikmetiyse insanı feleğin üstüne çıkarır. Ahir zamanın adi ukalası, kendilerini önce gelenlerden üstün görürler. Hileler öğrenip ciğerler yakmışlar, hileler bellemişlerdir. Asıl sermaye iksiri olan sabrı, ihsanı, cömertliği yele vermişlerdir. Fikir ona derler ki bir yol açsın. Yol ona derler ki önüne bir padişah çıkagelsin. Padişah ona derler ki kendiliğinden padişah olsun; hazinelerle, askerlerle değil. Çünkü kendiliğinden padişah olursa padişahlığı, Ahmet’in pak dininin yüceliği gibi ebedîdir. Darvanlıların hikâyesini okumadın mı? Okuduysan niçin hileye sapmakta ısrar edip duruyorsun? Birkaç akrep iğneli kişi, birkaç yoksulun rızkını çarpmak için hileye, düzene giriştiler. Gece vakti, sabaha kadar birkaç, Amr’la Bekir yüz yüze verip hile düşündüler. Sırlarını, Allah anlamasın diye gizli söylüyorlardı. Sıvacıya çamur sıvamaya koyuldular, hiç, el gönülden gizli bir iş yapabilir mi? Allah, “Seni yaratan, düşünceni, gizli konuşuşunda, fısıltısında doğruluk mu var, hile mi bunu hiç bilmez mi?” buyurdu. Sabahleyin yola çıkanı gözüyle gören, ertesi gün nereye konacak, bundan sonra nasıl gafil olur? Yüzünü nereye döndürdüğünü, sayısını, yolunu, yordamını, ineceği, çıkacağı yeri nasıl bilmez? Şimdi sen de kulağını gafletten temizle de o dertlinin ayrılık derdini dinle. Onun derdine kulak astın, elemlerini dinledin mi bil ki bu, o dertliye verdiğin bir zekâttır. Gönül hastalarının dertlerini dinler, yüce canın su ve toprak ihtiyacını anlarsan, bu bir zekâttır. Dertli adamın tereddütle dolu, dumanlarla dolu bir gönül evi vardır. Derdini dinlesen o eve bir pencere açmış olursun. Senin bu dinleyişin ona bir nefes yolu oldu mu gönül yurdunda o acı duman azalır. Yolcu, eğer yüce Allah’a gidiyorsa bize dertdaş ol, derdimize çare bul. Bu tereddüt, bir hapistir, bir zindandır. Canın bir tarafa gitmesine müsaade etmez ki. Bu şu tarafa çeker, o bu tarafa, her biri doğru yol benim der.Bu tereddüt, Allah yolunun tuzağı, sarp yeridir. Ne mutlu ayağı çözük kişiye… O, doğru yolda tereddütsüz gider. Eğer yol bilmiyorsan öyle bir hür adamın adımı nerede, onu ara! Ceylanın izini izle, her şeyden kurtulmuş bir hâlde yola düş de onun izini izleye izleye nihayet miske erişesin. Bu çeşit yürüyüşle zahiren ateşe bile girsen yine apaydın yücelere kadar varırsın mademki “Korkma” hitabını duydun, ne denizden korkun var ne dalgadan, ne köpükten! Allah sana hak korkusunu verdi mi bunu “Korkma” hitabı say. Sana tabak yolladı mı ekmek de yollayacak demektir. Korku, korkusu olmayan adamındır. Dert burada dönüp dolaşmayan kimsenindir.
Mesnevî (Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî)
|