Cennet Taamı (Fıkra)

Bir zamanlar, mesela 20-30 sene öncesine kadar, ‘kadrolu imam’ı olmayan köyler, -komşular arasında ‘namaz kıldıracak’ vasıfta birisi de yoksa- aralarında para toplayıp, vakit ve teravih namazlarını kıldırmak, vaaz etmek üzere, ramazan ayı için hoca bulurlardı.
Köyün birisi de bu maksatla bir ‘Ramazan Hocası’ ile anlaşmış. Hocaya kalacağı yeri hazırlamışlar, iftar ve sahur yemeği işini de aralarında sıraya koymuşlar.
Hoca, ilk akşam ilk teravihten önce ettiği vaazında, bir yeri geldiğinden ‘Cennet Taamlarını’ (yiyeceklerini) sayıyor. O saydıkları arasında, o köyde bolca yetiştirilen ‘kabak’ davarmış. Kabağın cennet taamlarından birisi olması köylülerin de dikkatini çekmiş, hoşlarına gitmiş.
O ilk günden itibaren hoca kimin evine misafir edilse birinci yemek hep kabak oluyormuş. Günler ilerliyor, kabağın başköşedeki yeri değişmiyormuş. Bıkkınlığa sebep olan bu duruma, misafirlik adabı gereği ses çıkaramayan hoca, bir taraftan da; ‘ne etsem, nasıl yapsam...’ diye düşünürken düşünürken, çözümü buluyor. Planladığı yeni vaazında, döndürüp dolaştırıp konuyu;
“-Ey cemaat, çöplüklerinizde eşinip duran tavuklarınız da cennet taamıdır!” sözüne getiriyor.