Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde bir balıkçı varmış. Bu balıkçı bir gün yine balığa çıkmaya karar vermiş. Mavi boyalı sarı yıldızlı kayığına atlayıp yollara düşmüş. Balığın bol olduğu yerde kürekleri çekmeyi bırakmış. Kovalarca balık tutup yeteri kadar olduğunu düşününce köyüne dönmeye karar vermiş. Tam dönüyormuş ki sert bir rüzgâr hissetmiş. Arkasını dönmüş ve bir hortumun geldiğini görmüş. Hızlıca kürek çekmeye başlamış. Ama nafile. Hortum ondan on kat daha fazla hızdaymış. Balıkçının en son sesi ‘AAAAAAA’ olmuş.
Balıkçı gözlerini bir adada açmış. Etrafına bakınmış. Hiç kimseyi görememiş. Kayığı büyük hasar almış bir biçimde karşısında duruyormuş. Ama hasarı onaracak ekipman galiba hortumun etkisiyle denize gömülmüştü. Bu yüzden balıkçı adayı bir keşfetmeye karar verdi. Balıkçı adanın içine doğru gitti. Adanın içinde bir orman vardı. Ormanda menekşeler, sümbüller ve
daha neler, neler vardı. Ama bu ormanda hiç vahşi hayvan yoktu. İşin ilginç tarafı da buydu zaten. Uzun uzun yürüdü ve sonunda karşısına bir mağara çıktı. Mağaranın içine doğru yürüdü.
Karşısına üç yol ayrımı çıktı. Balıkçı ortadan gitmeyi tercih etti. Biraz yürüdükten sonra karşısına bu sefer iki yol ayrımı çıktı. Bu sefer sağdan gitmeyi tercih etti. Ve en sonunda sadece soldan gidiş vardı. O da mecburen soldan gitmek zorunda kaldı ve mağaranın sonu göründü.
Balıkçı koşar adımlarla mağaranın sonuna doğru gitti. Mağaradan çıkınca iki balıkçı daha gördü. Hemen onlara doğru bağırdı. Balıkçılar onu görünce susma işareti yaptılar. Balıkçı onlara doğru koştu. Balıkçılardan biri:
- Merhaba, ben Sıska Balıkçı bu da arkadaşım, Uzun Balıkçı, dedi.
Adamların adı gerçekten vücutlarına uyuyordu. Bizim balıkçı da:
- Merhaba, bende Ahmet, dedi.
Uzun Balıkçı:
- Tanıştığıma memnun oldum, dedi ve elini uzattı.
Ahmet uzattığı eli havada bırakmadı ve onun elini sıktı.
Ahmet:
- Siz buraya nasıl geldiniz, diye sordu.
Sıska Balıkçı:
- Biz buraya arkadaki tepeden geldik. Ama sakın oraya gitme, dedi.
Ahmet:
- Neden, diye sordu.Bu sefer sözü Uzun Balıkçı aldı:
- Çünkü orada türlü türlü tehlikelerle karşılaştık, dedi.
Sonrada orada karşı karşıya kaldıkları tehlikeleri anlattılar.
Uzun Balıkçı:
- Orada aç kurtlarla, kurnaz tilkilerle, korkunç boz ayılarla ve daha neler nelerle karşılaştık. Ama hiç biri bizi yemeye çalışan dağaslanı kadar korkunç değildi. Bir gün çalılıkların orada dinleniyorduk. Sıska dedi ki “Uzun ben arka çalılıktan bir ses
duydum”, dedi. Ben de “Herhalde rüzgar yapmıştır”, dedim. Sonra benim de kulağıma arka çalılıktan bir ses geldi. Bir arka çalılığa baktım ki çalılık oynuyor. İçimden sonra “Yok bunu rüzgar yapmış olamaz” dedim. Sonra sarımsı bir şey dikkatimi çekti.
Dürbünü aldım baktım. Ne görsem beğenirsiniz kocaman bir dağaslanı. Sıska ‘ya “ Canını seviyorsan kaç “, dedim. Sıska “Neden”, diye sorunca dürbünü uzatıp arka çalılığa bakmasını istedim. Sıska ‘da benim dağaslanının kürkünü görünce var gücüyle kaçmaya başladı. Neyse ki dağaslanı kaçtığımızı görmemeli olmalı ki çalılıktan ayrıldı.
Biz de dağaslanının olduğu yerden uzaklaşınca kendimize başka bir dinlenme yeri
bulduk.
Sıska Balıkçı:
- Ee, bizim öykümüzü dinledin, şimdi sen anlat bakalım hikayeni, dedi.
Ahmet’te başladı öyküsünü anlatmaya. Ahmet öyküsünü bitirir bitirmez Sıska Balıkçı:
- Neredeymiş bu mağara, diye sordu.
Ahmet:
-
“Şu düzlüğün arkasında,” dedi.
Uzun Balıkçı:
- “Hadi o zaman ne bekliyoruz hemen şu vahşi
doğadan ayrılalım” dedi.
Ahmet ile Sıska Balıkçı onu onayladılar ve hemen yola düştüler. Düzlük bitince mağarayı buldular. Ahmet geldiğinin tersini uyguladı. Ve sonunda orman göründü. Sıska Balıkçı ve Uzun Balıkçı Ahmet’e teşekkür ettiler ve hep beraber kayıkları tamir edip yola düştüler. Ama köy göründüğün de Sıska Balıkçı ve Uzun Balıkçı ondan ayrıldılar. Ahmet köye geldiğinde macerasını köy halkına anlatacağı için içi içine sığmıyordu.
Gökten üç elma düştü. Biri bu masalı dinleyene, biri bu masalı anlatana, biri de bizim yaşlı balıkçının başına…